Bilmek…

Perşembe, Temmuz 29, 2010 16:27
Kategori: Gülkurusu

Biliyor musun bir zamanlar seni düşünmekten o kadar çok mutlu oluyordum ki… Baş rolünde  hep “sen*” olan bir hayal dizisi… Hiç ölmeyecekmişsin gibi.

Biliyor musun bir zamanlar duraklarda seni beklerken o kadar çok heyecanlanıyordum ki… Sanki aniden yanıma gelecekmişsin gibi. Veya yanımdan geçecekmişsin gibi.

Düşünebiliyor musun bir zamanlar çayımı yudumlarken seni o kadar çok özlüyordum ki… Yudumlar biterken vakit de dolacakmış gibi. Ve sen hiç gelmeyecekmişsin gibi.

Anlayabiliyor musun bir zamanlar gözlerine bakarken o kadar çok  üzülüyordum ki… Her an “git” diyecekmişsin gibi.

Şimdi biliyorsun değil mi bir zamanlar seni o kadar çok seviyordum ki… Birgün sen de beni sevecekmişsin gibi.

Aşık sevgilisinin mezarı başında hergün aynı şeyleri tekrar eder:  “Biliyor musun…” .

Kendisi için hiç birşey değişmemiştir. Ve kendisi de değişmemiştir. Yine sevdiğinin yanında. Ve hergün: “Ya Rabbi, cennetinde bizi kavuştur.” diye dua ederek.

Not:  Bilmek için alim olmaya gerek yok değil mi? Biraz kalp, biraz merhamet, azıcık insaf, bir tutam vicdan bilmek için yeterli olsa gerek. Peki ya hissetmek için ne lazım? Hissetmek istiyorsanız aşınıza çok az “aşk acısı” katmanız yeterli. O kendi kıvamını bulacaktır.

Abdulkadir TAŞDELEN

Hikaye: Kalemin yaz dediklerinden.

29.07.2010 17:27

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Adamın biri birgün..

Cumartesi, Temmuz 17, 2010 1:36

Adamın biri bir gün yolunu kaybetmiş.  Bir alim görmüş. Bakmış ki etrafında bir sürü öğrenci var. Alime doğru yürümeye başlamış. Yanına yaklaşırken o alimin kendisine ne kadar çok  yardımcı olacağını hayal ediyormuş. Adam alimin yanına gelince sormuş:

-Ey Alim kişi. Bana yardım eder misin?

Alim zât kendisine soru sorulmasıyla mağrur bir eda takınıp adama yönelmiş:

- Buyur!

demiş. Adam :

-Ben yolumu kaybettim. Bana yardımcı olur musun? demiş.

Alim kişi:

-Aklını kullan ve aklının seni götürdüğü yere git demiş.

Adam düşünmüş taşınmış aklını kullanarak, kendine göre hesaplamalar yaparak yolunu bulmaya çalışmış. Ama dönüp dolaşıp aynı yere gelmiş. O sırada zalim bir sultan görünmüş. Adam bu sefer yolumu bulurum diyerek sultanın yanına yaklaşmış ve ondan yardım istemiş. Sultan:

- Nefsinin götürdüğü yere git demiş.

Bu söz adamın o kadar çok hoşuna gitmiş ki. İşte aradığım cevap bu demiş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş ama sonunda aynı yere gelmiş. Halbuki ne hayaller kurmuştu. Zevk-i sefa içerisinde güzel günler geçirecekti ve hiç mutsuz olmayacaktı… Kime sorduysa hep dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu adam. Biraz kızgın biraz da umutsuzluk içerisinde iken üstü başı perişan biri, adama doğru yaklaşmış.

-Nicedir buralara gelip gidersin? Yardımcı olmamı ister misin?

Adam çaresizliğinin farkında kısık bir sesle:

-Yolumu kaybettim. Önce aklımın sonra da nefsimin götürdüğü yere gittim. Fakat yolumu bulamadım. İşte dönüp dolaşıp yine buraya geldim demiş.

Karşısındaki  gülümseyerek:

-Dostum sen en iyisi kalbinin götürdüğü yere git demiş.

-Peki bundan nasıl emin olabilirim? Artık takatim yok. Yine aynı yere geleceksem boşuna yola çıkmayayım demiş.

-Sen ban güven dostum. Sen bana güven. Bu sefer öyle bir kaybolacaksın ki kendini bile bulamayacaksın.  Bak bana ben Leyla diye yıllardır yollardayım. Ve onu hep kalbimin götürdüğü yerde buldum. Ve her yerde yanımda buldum…

Abdulkadir TAŞDELEN

Hikaye: Kalemin yaz dediklerinden.

02:36

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Bir büyük imtihan: Kpss

Cumartesi, Temmuz 10, 2010 21:16

İşte bugün bir imtihan daha garide kaldı. Ne kadar önemli ve büyük bir imtihanmış bu kpss bu yıl daha iyi anladım…

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Gülnare…

Pazar, Temmuz 4, 2010 0:53
Kategori: Gülkurusu

İşte size nar çiçeğim - Gülnare

Aşti'de otobüs beklerken...

Aşti'de otobüs beklerken... Urfa Otobüsü

Gazi'deki en sevdiğim yer...

Gazi Üni. Rektörlük Binası

Ah bir ataş ver…

Cumartesi, Temmuz 3, 2010 22:04
Kategori: Gülkurusu

Tepenin başında sırtımı asırlık ağaca dayamış oturuyorum. Hafif hafif esiyor rüzgar. Ben yine uzaklara bakıyorum. Gözlerim bir açık, bir kapalı…

Bugün tek bir sigara buldum. Ve içerisinde birkaç tane kalmış bir kibrit kutusu. Kararsızlık halindeyim. Yaksam mı sigarayı, yakmasam mı? Ama şimdiye kadar hiç sigara içmedim ki. Ya alışkanlık olurda bir daha bırakamazsam?

Derken elimde oynadığım kutudan bir kibrit çıkardım. Tam yaktım kibriti aklıma alışkanlık haline getirdiğim bir kötülük geldi. Evet bir türlü tedavisini bulamadığım kötü bir alışkanlık. Kibrit yanmaya devam ediyordu ama ben onu farketmiyordum. Düşüncelere dalıp gittim:

“Yıllar yıllar önce, sevmenin kelime anlamını bilmediğim zamanlarda biri ellerime bir kitap tutuşturdu. Önceleri anlam verememiştim. Bakıyorum içerisinde ne bir önsöz var ne de bir yazı… Bomboş bir kitap. Ne adı var ne de sanı…”

Aa kibrit sönmüş. Ama sigaramı yakacaktım! Neyse bir tane daha çıkarttım ve yaktım. Kibritin ateşine baktıkca o kitap geliyordu ve o kötü alışkanlığım…

” Birgün o bomboş kitabın içerisinde bir şeyler yazdığını gördüm. Hayretler içerisinde kaldım. O kadar güzel bir el yazısıydı ki ve o kadar güzel sözler ve şiirler… Ama nasıl olur dedim kendi kendime. Kim aldı kitabı ve bu yazıyı kim yazdı? Herkesten o kadar gizliyordum ki kimse bulamazdı ve kimse ulaşamazdı. ”

Ah, elim yandı. Hiç fark etmemişim ateşi. Üff canım yanıyor yaa. Ne zor bir işmiş sigara yakmak. Nasıl da sızlıyor parmaklarım. Herşeye inat bir kibrit daha çıkardım ve yaktım. Bu sefer başaracaktım. Ateşin o ince dumanını görünce yine dalıp gittim eski günlere:

” Artık gece gündüz uyumuyor kitabı gizli gizli alanı yakalamak için nöbet tutuyordum. O kadar çok kafama takmıştım ki yemeden içmeden bile kesilmiştim. Sadece o anın gelmesini bekliyordum. Hırsızın gelmesini bekliyordum.

Bir sabah güneşin henüz yeni uyandığı bir zamanda hırsızı gördüm. Ve bir köşede iyice yaklaşmasını bekledim. Tam kitaba birşeyler yazmaya başladı ki…”

Üff yine parmaklarımı yaktı ateş. Bir kötü alışkanlığım olsun dedim  onu da beceremedim sanırım. İşte son kibrit, son şans, son ihtimal… Tam yakacaktım ki yine aklıma sigaradan daha büyük bir kötü alışkanlığım geldi. Zaten hiç çıkmıyordu ki aklımdan. Düşününce tövbe ediyordum belki de kendimce…

“Sessiz sessiz yaklaştım hırsızın yanına. Bir yandan birşeyler  mırıldanıyor diğer yandan kitaba birşeyler yazıyordu. Yaklaştıkca söylediği şeyleri anlar gibi oldum. O kadar sihirli sözlerdi ki daha önce hiç bu kadar güzel sözler duymamıştım. Artık hergün gelen kişinin o olduğundan emindim. Hızlıca omzundan tutum kendime doğru çevirdim. Bir de baktım ki eli ben yüzü ben herşeyi ben olan biri. Ama nasıl olur dedim kendi kendime. Ben buradaysam o kim? Ben oradaysam buradaki kim?… ”

Bir elimde sigara, yanmayı bekleyen.Ve bir elimde kibrit, yakmayı bekleyen. İşte  aklıma yine o kötü alışkanlığım geldi, sen geldin…


Abdulkadir TAŞDELEN

Hikaye: Kalemin yaz dediklerinden…

03.07.2010  23:07

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Nokta(.)lama İşareti

Çarşamba, Haziran 30, 2010 22:18

-Sana küçük bir hediye aldım. Bari bunu kabul etsen?

-Olmaz. Alamam. Kusura bakma. Israr etme ne olur.

-Peki neden?

-Olmaz işte. Almam alamam.

-Tamam ısrar etmiyorum, üzülme. Ama en azından mesajlarıma cevap ver olmaz mı? Sesini duyamıyorum en azından yaşadığından emin olayım.

-Yok o da olmaz. Soru yok, cevap yok, merak yok… Birşey beklemeyi bırak artık.

-Hiç olmazsa çaldır. Meraktan öldürme beni.

-Bak, sen en iyisi gerçekten vazgeç bu sevdadan. Bak ben aslında yokum! Olmayana hayal kurma ne olur.

-Hiç bir umut yok mu? Veya küçük bir ihtimal?

-Olsaydı sana söylerdim. Gerçekten. Ama yok. Olmadı hiçbir zaman da olmayacak.

-Neden bu kadar eminsin kendinden? Bu kadar kötü biri miyim?

-Tam tersi o kadar iyi birisin ki… Ama ben bunu hakedecek kadar iyi biri değilim.

-Pekala, sen bilirsin. Şimdi ben gidiyorum. Ama aklım sende, kalbim sende… Bunu unutma. Bana ulaşmak için beni aklından ve kalbinden geçirmen yeterli. Beni hep yanında bulacaksın.

-Tamam sen yeterki git. Git lütfen daha fazla üzme beni. Ne benden birşey götür ne de senden birşey bırak. Sadece git.

-İşte gidiyorum. Yalnız şunu bilmeni isterim ki her hafta sonu sizin sokakta, sizin caddede ve sizin mahallede seni aradım. Belki yollarda görürüm diye. Attığım her adımda acaba buraya basmış mıdır diye telaşlandım, mutlu oldum, sevindim. Her nefes alışımda havada senin kokun var mı diye merak ettim. Ne kadar büyük yalanlar bunlar senin için değil mi? Veya sana göre hiç bir zaman hakedemeyeğin iyilikler. Ne önemi var bunların değil mi? Sen omuzlarındaki haklı gururunlasın ben de alnımdaki sıradan ve basit bir alın yazımlayım. Neyse gidiyorum işte. Sana inat seni severek gidiyorum. Elimde olsa sen istedin diye seni sevmekten vazgeçerdim ama elimde değil ki kalbimin en gizli yerinde…

Eğer sevdiğiniz bir kızdan benzer cevaplar alıyorsanız bilmelisiniz ki o kız nokta(.)lama işaretlerini kullanıyor. Sevginize ara vermeniz için virgül koyarcasına, olmazsa sonlandırmanız için nokta koyarcasına o da olmazsa son çare sizden sonu belli olmayan bir istekte bulunup üç nokta koyarsasına… Ama aşığın noktala(.)lama işareti yoktur! Sadece umutları ve hayalleri vardır.

Abdulkadir TAŞDELEN
Hikaye: Kalemin Yaz Dediklerinden

30.06.2010  23:18

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Zamansız bir hoşçakal!

Salı, Haziran 29, 2010 0:21

-Nereye gidiyorsun?

-Bilmem, bilemem… Aslında gitmek istemiyorum. Ama kalmanın da bir anlamı kalmadı. Senden en uzak yere gitmek istiyorum. Ama senden her an haber alabilecek kadar uzak bir yer olsun. Hani sen istemiştin ya işte ben de gidiyorum. Senden en uzak ve sana en yakın bir yere…

-Peki neden gidiyorsun?

-Gidiyorum çünkü kalmamı isteyecek bir tek sen vardın ve sen gitmemi istedin.

-Kime gidiyorsun?

-Kendime gidiyorum. Yanaklarımdaki utangaçlıkla, kalbimdeki alışkanlıkla kendime gidiyorum.  Kendine gel demiştin ya işte kendime gidiyorum. Seni kalbimde mahkum ederek, kendimi gözlerinden mahrum ederek gidiyorum…

-Neden seviyorsun?

-Gözlerine baktığım zaman kalbindekileri gördüğüm için seviyorum. İyilikleri, kötülükleri, özlemleri, hasretleri, umutları, hayalleri… Hepsini görüyorum. Ve buna rağmen seviyorum. Belki melek kadar günahsız olduğun için değil günahlarına tövbekar olduğun için seviyorum.

Yazar bir an heyecanlanır. “Bu hikaye güzel bitmeli. Karamsar olmamalı. Artık kavuşmalı sevgililer” der kendi kendine. Düşünür, düşünür, düşünür ama bir türlü sonu gelmez hikayenin.Masasının üzerindeki şiir kitabını alır ve rastgele bir sayfa açar:

“Ne senden gelir umut

Ne benden gider bu hal

Yanımda tek hatıran

Zamansız bir hoşçakal*”

Kimbilir belki de manevi bir işarettir bu şiir der ve hikayeyi bu şiirle sonlandırır. Bu hikaye de zamansız bir hoşçakal* der hayata…

Hikaye: Kalemin yaz dediklerinden (29.06.2010 01:22)

Abdulkadir Taşdelen

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Gazi Üniversitesi

Cumartesi, Haziran 26, 2010 1:21
Kategori: Gülkurusu

Şebnemlerin yeryüzüne hüzün yağdırdığı bir bahar sabahıydı. Güneş içimi henüz yeni yeni ısıtmaya başlıyordu. Her zamanki gibi ana kapıdan giriş yaptım. İşte yine simit arabasının yanına bırakılmış bir koli simit. Başıboş simitler… Sessiz ve ağır adımlarla rektörlük binasına doğru yürüyorum. Etrafta birkaç deli güvercin. Yine mesaiye erken başlamışlar. Bir görseniz ne kadar da çılgınca eğleniyorlar çimenlerin üzerinde… Ve rektörlük bınasının hemen yanından binanın ön tarafına doğru yöneldim. Hala sessiz ve ağır adımlarla ilerliyordum. Gazi’de en çok rektörlük binasının önündeki kapı şeklinde yapılmış ve bir tarafında Gazi Mustafa Kemal’in anıtının olduğu yerden sanki ona şöyle bir selam verircesine geçiyordum. O kapı şeklindeki yapıdan her geçişimde o kadar mutlu oluyordum  ve biliyordum ki bu kapı benim için dünyaya açılan önemli bir kapıydı.

İşte tam o sırada etrafımda o rengarenk gülleri gördüm. Bir önceki hafta hepsi gonca güldü ve bu hafta açılıp saçılmışlar yemyeşil bahçelere renk cümbüşü katmışlardı. Birden adımlarım hızlandı. Bir o gülün yanına gidiyordum bir öbür gülün… Hemen fotoğraf makinemi çantamdan çıkarıp o güzel yüzlü gülleri çekmeğe başladım. İşte bir pembe gül ve yanında küçücük bir yaprak, işte bir diğeri gül-i rânâ: bir yanı sararmış bir yanı kan ağlıyor… Tam bu gülleri ölümsüzleştirirken bir şey dikkatimi çekti: Bu güller ağlıyordu. Evet evet yanlış duymadınız. Bu güller sessiz sessiz ağlıyordu. Hayretler içinde diğer güllerin yanına gittim ve  hepsi ağlıyordu. Bir an duraksadım. Edebiyat kitaplarında geçen gül ile bülbül hikayeleri geldi aklıma. Feryad-ı figan eden bülbüller ve bu ağıtlara karlışık vermeyen güller… Hep bülbüllerin hüznü, kederi, ah-u zârı anlatılırdı. Meğer güller de ağıt tutarmış. Fakat herkesden gizli ve sessiz. İşte o gülleri gördüm. Yanaklarından yavaş yavaş göz yaşları akıyordu. Ve sordum kendi kendime “Demek güllerde ağlarmış…”

Artık zihnimi meşgul eden bütün işleri bir kenara bırakıp bu gülleri düşünür oldum. Bu sırada dalgın ve düşünceli bir şekilde dersliklerin olduğu binaya doğru yürümeye başladım. Kendi kendime “Vay be ağlayan güller de varmış” diyordum.

Telaşeler bitti ve öğle arasında sürekli uğradığım kütüphaneye gittim. Yıllar önce okuduğum bir edebiyat kitabını arayıp buldum ve içerisinden güzel bir bölümü bulup tekrar tekrar okudum.

“Gül, gül dedi bülbül güle,

Gül gülmedi gitti

Bülbül güle, gül bülbüle

Yâr olmadı gitti.”

Demek güllerde ağlarmış. Kimbilir belki de bülbülleri için. Kendileri için ağladıklarından haberdar olmayan bülbülleri için…

Not: Bir kızı güle benzetmek onun için en büyük iltifat olsa gerek. Ama yapma güle değil, hakiki güle! Rengi, kokusu ve gözyaşı olan bir gül*e…

Hikaye: Kalemin yaz dediklerinden

26 Haziran 2010 02:07

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Güzel bir tarih: 16 Haziran

Çarşamba, Haziran 16, 2010 23:18

Bir yıl daha yaşlandım…

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)

Çınar Ağacı

Salı, Haziran 15, 2010 22:59
Kategori: Gülkurusu

Adamın biri birgün garip bir rüya görmüş. Rüyasında bu dünyayı terk edeceğini ve son bir istekte bulunması gerektiğini söylemişler. Adam düşünmüş düşünmüş ama bir türlü ne isteyeceğine karar verememiş.

Adam yıllar boyunca yalnız başına mütevazi bahçesinde yaşamış.  Herkesten en uzak, herkese en yakın köyün birinde…

Birden aklına son istek olarak bahçesine gül ekilmesini istemek gelmiş. Evet, evet gül ekilmeli demiş kendi kendine… Kırmızı gül aşktı, beyaz gül samimiyet ve  pembe gönlüm sende demekti.  Sonra durmuş ve tekrar düşünceye dalmış. Yok, gül olmasın demiş. Güllerin anlamı var ama ağlayanı da var demiş. Gül ekersem birilerini incitirim diye düşünmüş. Ve vazgeçmiş gül ekilmesinden.

Ardından faydası olan birşeyler düşünmüş. “Hem uzun ömürlü olmalı hem de faydalı” demiş… Bahçesindeki elma ağacı gelmiş aklına. Tamam bu sefer buldum demiş. “Elma ağacı ekilsin. Zaten benim ağacın fazla ömrü kalmadı. Onun yerini alır. Hem de faydası olur” diye düşünmüş. Bu sefer de köyün haylaz çocukları gelmiş aklına. O kadar yaramazmışlar ki… Meyvelerden almalarına izin vermesine reğmen gizli gizli ağaca çıkıp kendilerini tehlikeye atıyorlarmış. İncecik dallara tırmanıp elma koparmaya çalışıyorlarmış. Hatta geçen yaz muhtarın oğlu mehmet daldan düşüp kolunu incitmiş… Bu istekten de vazgeçmiş adam. “Faydası çok ama ben olmazsam çocuklar kendilerine daha fazla zarar verirler” diye düşünmüş.

Tam karamsarlığa düştüğü bir anda aklına hem uzun ömürlü, hem çok faydalı hem de Mevlana hoşgörüsüyle herkesi kanatları altına alabilecek bir ağaç gelmiş. Çınar ağacı. Evet, evet benim için bir çınar ağacı dikin demiş. Asırlara sırtını dayayan ulu bir çınar olsun…

Hikaye: Kalemin yaz dediklerinden

15.06.2010  23:59

VN:F [1.9.1_1087]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
VN:F [1.9.1_1087]
Rating: +1 (from 1 vote)
Etiketler: